 
DNA; Hayatın yapı planı: Bu aralar, özellikle insan genomu projesi ile ilgili haberlerin artmasıyla, DNA molekülü herkes tarafından bilinir hale geldi. Fakat "meslekten olmayan" büyük bir çoğunluk, bir molekülle hayatın nasıl kopyalanabildiğini veya kodlanabildiğini anlayamasa da, bunun sorumlusunun DNA olduğunu biliyor. Aslında meslekten olanlar da henüz DNA'nın bu işi nasıl becerdiğinden tam olarak emin değiller. DNA çok ama çok uzun bir molekül, fakat öyle bir paketleme sistemiyle saklanıyor ki, yaklaşık 2-3 metre uzunluğunda bir molekül, 3-5 mikrometre (milimetrenin binde biri) çapındaki bir hücre içine sığdırılabiliyor. Yandaki şematik çizimin en üstünde, mikroskopta görebildiğimiz kromozomlar bulunurken, aşağıya doğru, bunların içindeki DNA'nın nasıl paketlendiğini izliyoruz. Bu resimde gördüğünüz karmaşıklığın, gerçeğin karmaşıklığı yanında adeta "komik" kaldığını da hemen eklemeliyim. Vücudumuzdaki yaklaşık 100 trilyon hücre, buna benzer bir paketleme sistemi ile, milyonlarca kilometrelik DNA iplikçiğini vücudumuzda saklı tutmaktadır.
Beyincikte bir Purkinje Hücresi: Beyincik, piyano çalma, yürüme, el becerileri ve konuşma gibi "motor" becerilerimizin öğrenildiği ve düzenlendiği bir sinir sistemi merkezidir. Bu işlem için, adeta "fazla uyarıları budama" görevi üstlenen Purkinje hücreleri önemli görevler yaparlar. Resimde, bir Purkinje hücresinin "şeması"nı görmektesiniz. Hücrenin gövdesi, resmin en altında yer alan mavi yuvarlaktır. Buradan çıkan bir dendritin nasıl karmaşık bir ağaç yapısına dallandığını görebiliriz. Elbette, calındaki düzen bu şemadan çok daha karmaşıktır. Purkinje hücresinin bu dalları, beynin ve beyinciğin değişik yerlerinden gelen milyarlarca sinir kablosundan girişler alarak, çok karmaşık bir devre meydana getirir ve halen tam olarak anlaşılamamış mekanizmalarla, gelen bu milyonlarca veriye karşılık olarak, uygun "çıktıları" üretir.
Retina, görmenin ilk durağı: Görme işlemi için anahtar fonksiyona sahip gözdeki retina tabakasının bilgisayarda modellenmiş bir görüntüsü. Resimde, bizden uzaklaşan bir takım hücre kolonları görüyoruz. Bunların en uzak ucunda bulunanlar, ışığı algılayıp görme reaksiyonlarını ilk olarak ortaya çıkartan "koni" ve "çubuk" fotoreseptörlerdir (ışık algaçları; resimde mor ve pembe renkli olanlar). Bu hücrelere çarpan ışık "tanecikleri" (fotonlar), çok karmaşık bir kimyasal mekanizma sonucu, görme işlemini gerçekleştirecek uyarıları başlatırlar. Bu uyarılar ise kimyasal "soketler" (sinapslar) aracılığıyla bazı ara hücrelere aktarılırlar ve sonuçta "ganglion hücreleri" denen hücrelerin uzantıları aracılığıyla beyine taşınırlar (kırmızı renkli hücreler). İşin garip bir yanı, ışığın gelme yönünün, bu resimde bizim baktığımız yönden olmasıdır. Yani, ışık algılayıcı hücreler, ışığın geliş yönüne göre ters bir yönelimle yerleşmişlerdir.
|